İNSANLIĞIN İLİMLE İMTİHANI

Hiç şüphesiz ki dünya 20. asra gelene kadar ve günümüz yüzyılıyla birlikte barındırdığı potansiyel konumu itibariyle zuhur eden kinetik enerji sayesinde fokurdama evresine geçmiştir.

Cihanın bu potansiyel enerjisini idrak eden batılı ve doğulu yabancılar ya da Gayri Müslimler de diyebiliriz bunlara bu vaziyeti doğal olarak kendi lehlerine kullandılar.

Günümüzde pozitif ilimlerin kan, göz yaşı, zulüm ve sefalet olarak ricat ettiği aşikardır. Aslında bu meseleyi pozitif ilimleri kimlerin kullandığı sorusuna cevap bularak tebarüz edebiliriz.

Faraza Batıl zihniyet, bir miktar demir madeninden kendi dışındaki her bir ferdi korkutarak katledip onların üzerine ram olabileceği bir kılıç yaparken, Hak ehli fert o demir madeninden insanlığın faydalanacağı bir kalkan inşa eder.

Demek ki bu vaziyet bizlere şu hususu izah ediyor; İnsanlık için bilgi ve materyal önemli konumda. Ama bunun nasıl ve kimler tarafından kullanılacağı hayati derece de öneme sahip.

Dünya ölüm girivesine girmişken, her yer kan ve gözyaşı ile sulanıyorken yetişen zulüm nebatının çiftçisi ateş medeniyetinin mensubu olan şahıslardır.

O halde bilgi ve materyal bu güruhun kanlı pençesi içerisinde hapsolmuştur.

Ne yazık ki sömürü dünyasının erbabı olan batıl tefekkürlüler pozitif bilimlerde Müslüman şahıslardan daha ileride.

  Peki, günümüz dünyasının mevcut potansiyel enerjisini neden Müslüman şahıslar fark edip insanlığın istikbali için kullanmıyorlar?

Çünkü ilme ve alime verilen değer kendi nezdlerinde unutuldu.

Halbuki Hak din İslam ilime ekseri şekilde önem verirdi.

AYET VE HADİS IŞIĞINDA

De ki, hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Bilen elbette kıymetlidir. [Zümer  suresi ayet 9]

“…De ki: ey Rabbim! İlmimi artır…” (Taha Suresi -114)

Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(İlim öğrenmek, kadın-erkek her Müslüman’a farzdır.) [Beyheki]

(Beşikten mezara kadar ilim öğrenmeye çalışınız!) [Şir’a]

(Allahü Teâlâ, İbrahim aleyhisselama “Ben ilim sahibiyim, ilim sahiplerini severim” buyurdu.) [İbni Abdilber]

(İlim, İslam’ın hayatı, imanın direğidir.) [Ebuşeyh]

(Hiç kimse, cehaletle aziz, ilim ile de zelil olmaz.) [Askeri]

Yukarıda ayet ve hadislerde belirtildiği gibi ilim insanın hayatını idame ettirip yaşaması için gerekli hususlardan biridir. Lakin sözde Müslümanlar ilim sonucu gelişen teknolojinin kötü yanına ya da tuzağına kapılıp televizyon ve telefon ekranlarına tutsak olmuş durumda.

Rehavete kapılıp dünyaya geliş amacını unutan bir Müslüman’dan daha tehlikeli bir canlı yoktur.

Üzülerek söylüyorum ki günümüz Müslümanları televizyonun başında yayılarak batılı devletlerin bizlere zerk ettirmek istediği fikirleri afiyetle özümsemekte.

Bizler ki ilime ve teknolojiye yön tayin etmiş bir medeniyetin mensuplarıyız. Hayyam, Ebu Bekir Er Razi, Harezmi, İbni Heysem, Piri Reis, Uluğ Bey, Ferazi, Fergani, Biruni, Sabit b. Kurra, Ibn Battuta, Evliya Çelebi ,Kindi , Farabi, İbn Sina , Ibn Rüşd , Gazzali bizlere örnek teşkil edecek şahıslardır.

Unutmamalıyız ki ilim bir birikim sonucu yaşamaya ve oluşmaya devam etmekte. İlme bütün insanlık katkıda bulunmuştur. Zamanında ilimde ileride olan Batı medeniyetinin ilmi bilgisini alan bir medeniyetiz. Ama o ilmi alıp insanlığa daha faydalı bir konuma getirdik.

Müteessir olduğum diğer bir mesele ise bilime yön verecek konumda değiliz bunun yanında ayrıca yön verenleri de tanımıyoruz.

 Yukarıda saydığım isimler bizim medeniyetimizin yıldızları. Cehaletin karanlığında onların yaydığı ışık sayesinde kaybolmayız.

Şu nokta da çağımızın büyük alimlerinden Rahmetli Fuat Sezgin hocamız da bu husus için bir ömür çalışmıştır.

Birileri ona hocam çok çalışıyorsunuz günde 17 saat sizin gibi yaşı ileride olan biri için sağlıksız dediğinde Fuat Sezgin hocamız; “ Çok çalışmalıyız, dinlenecek zaman yok derdi.”

O çalışmayı ibadet sayan nadide insanlardandı.

İnsanlığın ilimle imtihanı dedik. Batı imtihanını kaybetmiş durumda. Çünkü zulümle abad olunmaz. Batı da ilmini kötüye kullandı.

Müslümanların uyanma vakti geldi. Artık kendi teknolojimizi geliştirmek zorundayız. İnsanlığın tek umudu bizleriz bunu unutmamak zorundayız.

Nice büyük alimler yetiştirmek temennisiyle…

( Bu yazıya yapmış oldukları katkılardan dolayı Abdülaziz Sezer, Yasemin Zeynep Sezer ve Hatice Sezer’e teşekkürlerimi sunuyorum.)

YUSUF SEZER

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir