SÖZDE MÜSLÜMANLAR: MODERNİSTLER VE MUHAFAZAKARLAR (BAĞNAZLAR)

İslam; insana terbiye vermenin yanı sıra cihana nizam kazandırma yetisine de sahiptir. Günümüzde ise ademoğlu hak istikametinden saptığı için İslami meziyetlere sahip olamayıp cihanın içtimai ve tabii intizamını tahrif etmekte.

Bu noktada devreye çok mühim bir husus olan İslami yenilenme faktörü giriyor.  Lakin İslami yenilenmeyi son zamanlarda İslamın yenilenmesi zırvasından tenzih etmek gerekir.

Nitekim İslami yenilenme; İslami özelliklerin bireye ve topluma yeniden kazandırılmasını hedeflemektedir. Bir nevi İslamın gönülde filizlenmesine vesile olacak reformdur.

Nihai amaç; sıratı müstakimden sapan avamın, kozmostaki kavimlerin en uygar ve en ideal olarak tebarüz edilen Gül medeniyetine ricat etmesidir.

Ne yazık ki bu kutlu ricata mani olan iki tip Müslüman vardır.

Biri İslamı eskiye yani tarihe dayandıran muhafazakarlar ki ben bu şahıslara bağnaz demeyi münasip buluyorum.

Diğeri ise özünden uzaklaşarak başka medeniyetlerden medet uman Modernistler.

Bu iki güruh arasında bariz farklılıklar olsa da yaptıkları en büyük hata İslamı sadece din olarak görmeleridir.

Bunu gerçek İslami inanışın dışında kalan tüm inanç grupları yapıyor. Zira İslam sadece din olarak algılanmamalı bilakis yaşayış üslubudur.

İslam ne çağından geri kalabilecek mevkidedir ne de diğer inanışlardan eksik bir yanı vardır. İslamiyet evrensel bir yapıya sahiptir. Dün geçerli olan bugünde geçerli, bugün doğru olan yarında doğrudur. Hiç şüphesiz ki Allah’ın kelamı her daim Hak’tır.

İslam hem zatini hem de batini dünyanın varlığını tanıyıp aralarında ideal bir karabet kurmakta. Ayrıca sadece dini varlığını zuhur ettirip tutuculuğunu konuşturmuyor ve dinden soyutlanarak bilim yönüne teksif edip inançsızlığa temayül ettirmiyor.

Muhafazakar ve modernist şahıslar dinin cihana nizam getiremeyeceğine inanmakta. Lakin İslam muhafazakarların deyişiyle din dünya hayatına karışmamalı, modernistlerin de deyişiyle din dünyaya müdahale edemez telkinine karşın Allahın kanunlarına istinaden dünyaya “din gününe” kadar intizam getirecektir.

MUHAFAZAKARLARIN (BAĞNAZLARIN) HATALARI

İslam camiasında muhafazakarlara göre temsilciler şeyhler,hocalar ve ilahiyatçılardır. Halbuki bu yanılgıdan öte bir ifade değildir. Unutmamalıyız ki İslam sınıf ayrımına her daim karşı durmuştur. Üstünlüğün takvada olduğu bir müessesedir. Yani İslam da “Ruhban Sınıfı ” diye bir güruha yer yoktur. Allah ve kelamı arasına hiçbir kul girmeye cür’et edemez. Nitekim İslam dogmatik ve bağnaz söylemlerden uzak durmaktadır.

Bu arada yeterli İslami bilgiye hakim olan şahıslar avamı her daim Hak yoluna yürüyerek araştırıp tahkik etmeye sevk etmelidir. Başka bir vasıf veyahut vazifeleri zinhar yoktur.

Hristiyanlık ve Yahudiliğe baktığımız vakit Papaz ve Hahamların propaganda yaptığı, inananların ise bağnaz tavırlar sergilediği tağyir edilmiş bir yapılanma görürüz.

İslamiyet ise her zaman “düşünmez misiniz? Akıl etmez misiniz?” kalıbına sahip ifadelere yer vererek bizleri Hz. İbrahim edasıyla yaşamaya temayül ettirmekte.

Hz. İbrahim kıssasında anlatıldığı üzere tahkik edip Yaratanı ve sıratı müstakimi bize verilen temyiz gücü sayesinde bulabiliriz.

MODERNİSTLERİN HATALARI

İslami hakikatlere cephe alan sözde reformistlerdir modernistler. İslamı sadece ruhbaniyet ile bağdaştırıp özümsemeyerek toplumu da buna özendiremeye çalışırlar. Batı da eğitim görmüş ve Ateş medeniyetinden medet umacak kadar alçalmış karaktere sahiptirler.

Kendilerini avamdan soyutlayıp tabiri caizse sırça köşklerde yaşamaktalar. İslami duygulardan yoksun, İslami ölçülerden eksik, ahlaki kargaşanın hüküm sürdüğü bir hayata sahipler.

Onlar Batıdaki ilerlemenin sebebini ahlaksız ve serkeş yaşam tarzına borçlu olduğunu zannedip asıl gerçeği yani çalışmayı reddetmektedirler.

Halbuki Batı düşmanı çatlatacak çalışkanlığı sayesinde dünya da söz sahibiyken, bu güruh ilerlemenin reçetesini ahlaksızlıkta aramakta.

Ayrıca modernistlerin zihin aksesuarlarına baktığımız zaman devrimsel fikirler ve kurtarıcı doktrinlerdir. Tabi ki bu fikirler ufuksuzluğun bir nişanesidir.

Örnek verecek olursak Türk reformistlerin yapmış olduğu harf inkılabında yüzyıllardır kullanılan ve halkın ekseriyetinin kullandığı Osmanlıca’yı (Arap alfabesi) hakir görerek yok sayıp Latin alfabesine tercih eder.

Japonlara baktığımız zaman takdire şayan bir tavır sergileyip geçmişlerine, dil miraslarına sahip çıkmışlardır.

Bizler o yüzden bir gece de tüm alimlerimizi ümmi, cahil bırakarak dünyadaki saygın mevkiimizden uzaklaşırken, Japonlar dünya ürettikleri teknolojik aletlerle kasırga estiriyor.

Modernistler köklerinden uzaklaşıp Gül medeniyetini inkar ederek bir nevi kimliklerini atıp varlıklarını tehlikeye atmakta.

***

Sözde Müslüman olan modernist ve bağnaz karakterler yerine özde Müslümanlar olmak temennisiyle…

Unutmamalıyız ki; yeni bir oluşum olacak ise İslam fıtratı üzerine olmalı ki avama ünsiyet ve insicam ile telkin edilebilsin.

(BU YAZI BİLGE KRAL ALİYA İZZETBEGOVİÇ’İN İSLAM DEKLARASYONU KİTABININ MODERNİSTLER VE MUHAFAZAKARLAR BÖLÜMÜNÜNE İTHAFEN YAZILMIŞTIR.)

YUSUF SEZER

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir