İNSANLIĞIN VAROLUŞ BUNALIMI

İnsanlar özünü arayıp hudutlarını tebarüz etmek suretiyle karakter ve kimlik kaybını önlemek zorundadır. Nitekim her medeniyetin kökünden doğan meseleler dallarındaki yaprağa kadar sirayet eder. Veyahut tam aksi ile dallardaki marazın ağacın köküne sirayet etmesi de vuku bulabilir.

Bu maraz da bireyin ve medeniyetin “varoluş bunalımı” yaşamasıdır. İnsanın varoluşunu unutması, dolayısıyla medeniyetin kuruluş gayesinden sıyrılmasıdır.

Günümüzde ise Batının ve dolayısıyla sömürdüğü dünyanın bunalımı hakir görülüp göz ardı edilecek bir bunalım değil. Küçük dinamo taşlarının sarsılmasıyla temele intikal eden bu sarsıntılar medeniyetlerin mensubu insanların en elzem sorununu teşkil eder.

Binaenaleyh bireysel sorunların toplumsal meselelere tebdil olması temele doğru bunalımın (marazın) deruni ve girift bir hal almasına sebebiyet verir.

Aslında toplumsal sorunun önsezicileri olan akil insanlar( düşünürler) bu durumun önüne set çekmek için uğraşır. Ama günümüze bakacak olursak Batı’nın bu bunalımı düşünürler tarafından öngörülüp de doğru bir reçete tezahür edilemedi.

Bu hususta acizlik, Batıyı çepeçevre sarmışken toplumun yumuşak karnı olan düşünürlerde diğer medeniyetlerden yardım bekledi. Bu bekleyiş ecel teri dökmek ile kıyas edilebilir çünkü toplumsal bunalımlar medeniyet’in çöküşü ve temelden hasar almasına delalet eder.

Batı medeniyeti tarihin sayfalarına bakacak olursak hep utanç hatıratları barındırır. Sömürü ve ram olma hevasına kapılıp sadece maddeler dünyasına meyletti. Bu gayede de insani ve İslami (fıtri) hiçbir ilkeye riayet etmemiştir.

Gel gelelim bu bekleyişin cevapsız kalması hususuna. Batı reçeteyi diğer medeniyetlerden beklese de ezilen, hor görülen Afrika ve Asya halkları batıya asla yanaşma ve irtibat kurma düşüncesine bürünmemiştir.

Çünkü Batı Doğunun celladıydı.

BATININ VAROLUŞ BUNALIMI (RÖNESANS’TAN İTİBAREN…)

Batının günümüzdeki ölüm kalım feveranı Rönesans’ın ortaya çıkmasından sonra tezahür etmiştir. İfade edecek bir kalıp bulmak şart ise “Ruh Sermayesi”nin tükenişi derim. Nitekim bu dönemdeki batılı şahıslar ruh sermayesinin yetersizliğine istinaden uzun süreli tatminsizlikler hissedip varoluş bunalımına girmiştir.

Rönesans atılımı enerji ve getiri itibariyle mevcut insanı aşan ancak yeni bir insan getirecek güç hususunda kendini aşamayan yapıya sahipti. Aslında Rönesans atılımı İslamiyet harici bütün unsurlara açık ve müspet bakıyordu. Bu da eski Batı / Batıl / Ateş medeniyeti ilkelerine hala biat edildiğini gösteriyor.

İslama temayül etmek yerine hala düşman bellemiş bir zihniyet barındırıyor ve buna istinaden yeni bir insan getirecek güce vakıf olamıyor.

Rönesans’ın asli amacı orta çağdaki Batının yaşadığı karanlık döneme bir dur demekten ibaret. Yoksa Hak din İslam hala ebedi hasım olarak kalacaktır onların nezdinde.

Batı, batıl cam fanusunda her daim yalnız bulunur. Camın hudutlarını geçtiği zamanda diğer halkları ezerek cihanı istila işine girişir. Ama 2. Dünya savaşı bir miladın yaşandığı zamandır. Bu sefer kendi içinde hesaplaşma safhasına geçti. Ezilen halklar da nefes almaya başladı.

Hep politik ve ekonomik (seküler) düşünen batı, insani duygulardan mahrum bir şekilde hesaplaşmasını sürdürürken diğer halklar / Doğu / İslam / Gül medeniyeti de kendi varoluş bunalımını yaşamakta.

YUSUF SEZER

One thought on “İNSANLIĞIN VAROLUŞ BUNALIMI

  1. Yusuf kardeşim başarılarının devamını dilerim başka yazılarını da beklerim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir